Adalar Hiç Kutu Şeklinde Olabilirler mi?

Dünyanın en eski kültürel alanlarından biri olan Mezo-Amerika, şehircilik ve mühendislik bakımlarından bazı yeniliklere imza atmıştır. Bu alan, mısır, fasulye, kabak gibi dünyanın en eski evcilleştirilmiş bitkilerinden bazılarının çıktığı ve oradaki hayatın da buna göre şekillendiği, buna uygun olarak mühendislik hârikalarının yaratılmış olduğu bir bölgedir. Bu dâhiyâne yeniliklerden biri, bizim burada kutuada olarak adlandıracağımız bir mühendislik ve şehircilik başarısıdır.

İlk önce, bizim kendi icadımız olan kutuada kelimesinin ardındaki mantığı açıklamak istiyoruz. Mezo-Amerika’dan çıkmış olan bu buluş, İspanyolca ve İngilizce’de chinampa olarak adlandırılmaktadır. Biz bu kelimenin Türkçe’de herhangi bir karşılığı olduğunu göremedik. Bu yüzden, bu buluşun doğasına uygun olacağını düşündüğümüz için Türkçe’deki kutu ve ada kelimelerini birleştirerek kutuada terimini türettik. Biz bu terimi Türkçe’ye kazandırmak  ve Türkçe’de kalıcı olursa mutlu olacağımızı ifade etmek istiyoruz.

Yine bu makalenin içeriğinde önemli bir yer tutacak olan ve Türkiye’de bulunmayan bir söğüt türünü yüksekliğinden dolayı kendi tarzımızda tepeli söğüt olarak isimlendirdik.

Tepeli söğüdün yaprakları
Tepeli söğüdün gövdesi

Peki nedir bu kutuadalar? Neden bu kadar önemlidirler?

Kutuadalar, Mezo-Amerikalı halkların, özellikle de Azteklerin tarım yapabilmek için göl ve akarsu yataklarına kurmuş oldukları yüzer tarlalardır. Başkentleri Tenochtitlan’ı beş büyük gölden oluşan dev bir su kompleksi üzerine inşa etmiş olan Aztekler, tarımsal ürünlere olan ihtiyaçlarını bu su kütlesi üzerine inşa etmiş oldukları kutuadalarda yetiştirdikleri bitkilerle karşılarlardı. Bu kutuadalar dâhiyâne bir sistemdi, çünkü:

Başkent Tenochtitlan ve çevresindeki sığ göller. Görsel kaynağı; http://www.mexicolore.co.uk
  • Göl ve ırmaklarda kuruldukları için kuraklıktan etkilenme ihtimalleri yoktu. Bir kutuadada bitkiler yılın her döneminde bolca ürün verebiliyordu, çünkü üzerinde yetiştikleri toprak her zaman yeterli derecede nemli kalabiliyordu.
  • Kutuadalar aralarında suyun serbestçe dolaşabilmesi için kanallar olacak şekilde inşa edilen minik dikdörtgen bloklardan oluşurlardı. Bu durum, suyun her daim düzenli akış ve drenaj ( boşaltım ) durumunda kalmasını sağlar, kutuada hiçbir şekilde sel veya su baskınlarına mâruz kalmaz, dikdörtgen blokların arasındaki kanallarda sürekli aktif halde akan ve iş gören su olurdu.
  • Kutuadalar verimli toprak ve doğal gübrelerle kuruldukları ve yılın her döneminde yeterli derecede nemli kaldıkları için, yıl içerisinde 4 ve 10 kez arasında hasat sağlayabiliyorlardı. Bu çok yüksek bir verim oranıdır. Normal bir arazideki toprak yılda ortalama 1 kez hasat sağlamaktadır. Ayrıca bir kutuada organik madde ve besleyiciler açısından çok zengin olduğu için, çok çeşitli bitkilerin yetiştirilmesine olanak tanır ve herhangi bir kimyasalın kullanımına da gerek bırakmaz.
Meksika Havzası’nda kutuadalar

Kutuadalar Mezo-Amerika’da büyük nüfusların doyurulmasına imkân tanımıştır, dolayısıyla büyük ölçekli yerleşimlerin ortaya çıkmasına ve işlevsel halde kalabilmesine de olanak sağlamıştır. Tam olarak ne zaman ortaya çıktıkları bilinmese de, ilk kutuadalar ırmak ve göl kenarlarında yaşayan köylülerin ailelerini sürekli bir halde besleyebilmek için yanıbaşlarındaki su kütlelerine inşa etmiş oldukları adacıklardı. Kutuadaları sistematik ve düzenli bir şekilde kullanan ve işleten Mezo-Amerikalı halk ise Aztekler olmuştur. Onlardan önceki kutuadalar nispeten seyrek ve sistemsiz bir şekilde dağılmış durumdaydı.

Bir kutuada kurmak istiyorsak yapmamız gereken ilk şey göl veya akarsuyun derinliğini doğru bir şekilde tahmin etmek veya hesaplayabilmektir. Derin su kütlelerinin olduğu alanlara kutuada kurulamaz. Suyun derinliğinin kutuadayı kurmak için kullanacağımız toprak ve gübre ve türevi maddelerin sabit bir hale getirilmesine imkân sağlayabilmesi gerekir. Eğer su kütlesinin uygun derinlikte olduğuna kanaat getirdiysek, sıradaki işlem kutuadanın etrafını çevreleyecek bir ağaç türü keşfetmek ve onun tohumlarını su kütlesine dikdörtgen bir alan oluşturacağı tarzda ekmektir. Bu ağaçlar büyüdüğünde kutuadanın doğal limitlerini oluşturacak ve kutuadaya giren ve oradan çıkan su miktarı ve temposunu kontrol altında tutacaktır. Ayrıca hassas olan bazı bitkileri yetişmeleri süresince güneş ışığından koruyacaktır. Mezo-Amerikalılar bu iş için daha önce bahsettiğimiz tepeli söğüt ağacını kullanırlardı. Türkiye söğüt türleri bakımından zengin bir ülke olsa da, tepeli söğüt Türkiye’de bulunan bir tür değildir. Dolayısıyla Türkiye’de kutuada kurmak isteyen bir insan, farklı bir ağaç türü kullanmak zorunda kalırdı. Hangi ağacı kullanırsak kullanalım, sıradaki eylem kutuadanın kapsadığı alanı silt, kil gibi yumuşak ve verimli topraklarla doldurmaktır. Bu tür topraklar genelde su kütlesinin olduğu yerde vardır.  Bu tabakayı oluşturduktan sonra ise kuru yaprak, kurumuş ağaç dalları, hayvan dışkısı gibi maddeleri ekleyerek kutudanın en üst tabakasını oluşturmamız gerekir.

Kutuadalara birçok bitki türü ekilirdi. Bunlar arasında marul, turp, karnabahar, çuşka, mısır, ıspanak, çeşitli çiçekler gibi ürünler vardı.

Bu makalede daha önce bahsettiğimiz, kutuadanın İngilizce ve İspanyolca karşılığı olan chinampa kelimesi Nahuatl’daki chinamitl ifadesinden gelmektedir. Bu kelime Nahuatl’da sazlıkların yakınındaki alanları, duvarla çevrili bölgeleri, bir altépetl’i ( Aztek Mezo-Amerikası’nda belirli sayıda insanın yaşadığı, bizim kentlerimize benzeyen yerleşimler )  oluşturan daha küçük birimleri ifade etmek için kullanılırdı. Diğer bir rivayete göre ise, kelimenin kökeni yine Nahuatl’daki chinampan’dır. Bu kelime Aztekler’in göl kenarlarında gölün içerisine uzanacak şekilde inşa ettikleri dar ve uzun toprak yığınlarını ifade etmek için kullanılırdı. Bize göre her iki kelime de anlamca modern chinampa kelimesine oldukça yakındır.

Bugünkü Meksika Havzası’nda tarihin son kutuadalarının görüldüğü üç ünlü bölge vardır. Bu bölgeler Xochimilco, Míxquic ve Tláhuac olarak adlandırılır. Bu bölgelerde halen çeşitli sebze ve çiçek türleri ekilmekte ve yetiştirilmektedir. Bu bölgeler UNESCO tarafından 1987’de Dünya Mirası Alanı ilan edilmiştir.

Bize göre de bu son derece değerli kültür mirası her şart altında korunmalıdır.

Lexically Historical Buff sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin