İngilizce’de bazı kelimeler telaffuz edildiklerinde câzibeli bir azamet duygusu katarlar konuşmamıza. Gerek târihsel, gerek psikolojik, gerekse etimolojik olsun, belirli anlamsal bağlantılar taşıyan bu kelimeler, diğer kelimelere göre daha karizmatiktirler ve kendilerini hemen belli ediverirler bulunuşluklarıyla. Birçok durumda kendisini kafaları bombeli, vücutları cılız ve çelimsiz, görünüşleri son derece tuhaf ve itici olan gri uzaylıları betimlemek için kullanıyor olsak da, extraterrestrial kelimesi benim için bu kelimelerden biridir. Sayısız oranda uzaylılar tarafından kaçırılma hikâyeleri dinlemiş bir insan olarak, bu kelime benim nazarımda biz insan ırkının henüz erişememiş olduğu bir üstünlüğü temsil eder her seferinde. Son zamanlarda bizim uçan daireler ve dünya dışı yaratıklar olarak betimlediğimiz gerçekliğin hükümetlere âit bir tür gizli teknolojinin yansıması olduğuna inanmaya meyletmiş olsam da, bu kelime benim gözümde hiçbir zaman esrârını kaybetmedi. Ayrıca târihsel konulara da büyük ilgi duyduğum için, dünya dışı hayatla muhtemelen hiçbir ilgisi olmasa da hayallerimi süsleyen bir İngilizce kelime daha var: Erken Roma krallığı devrindeki mîmârî bir tarzı betimleyen atrium kelimesi. Bu kelime Latince kökenlidir, fakat Latincedeki kök kelime Etrüskçe’den gelmiş olabilir; tıpkı erken Roma krallığı döneminde Etrüsklerle ilişkilendirilen her bir öğenin adının Etrüskçe’den gelmiş olabileceği gibi. Eğer uzaylılar gerçekten varlarsa, inşa etmiş oldukları binalar ve uzay gemileri içerisinde atriumlar olup olmadığını pek bilemeyiz herhalde, ancak şundan eminim ki onların kültürel yapılanmasını gözlemleme şansımız olsaydı, büyük ihtimalle atriumlar kadar etkileyici ve hatta onlardan daha üstün olan öğeleri inşa etmiş olduklarına şâhit olurduk.

Bugün atrium kelimesini bir bina içerisindeki her iki tarafta ofis ve mağazaların kurulu olduğu alanların arasında bulunan büyük ve havadar bölgeyi ifade etmek için kullanıyoruz. Atrium, camdan yapılmış olan çatısıyla güneş ışığının binanın derinliklerine sızmasını sağlar ve sosyal etkileşimde bulunabilmek için ideal bir ortam yaratır. Atriuma üniversiteler, kültür merkezleri, hastaneler ve sağlık merkezleri ve büyük şirketlerin genel merkezlerinde sıklıkla rastlarız. Atrium, karmaşık binalarda yolumuzu bulabilmeye yardımcı olur, iklimlendirmeye ve havalandırmaya destek sağlar ve rahatlayabileceğimiz bir ortam yaratır. Özetle, çağımızın mîmârîsinde popüler ve önemli bir öğedir. Bol miktarda güneş ışığının aydınlattığı dev bir atriumda boylu boyuna yürürken, nadiren de olsa zaman zaman kendimi, insan doğasına aykırı olan ve sürekli içinde bulunduğumuz anlamsız hayat mücadelesinden sıyrılmış bulup kendim ve diğer insan canlılarının içerisindeki sevgi, temiz yüreklilik ve kirlenmemiş mutluluğun ayırdına varabilecek kadar rahat ve odaklanmış görürüm ve kendimi içlerinde sadece huzur barındıran, yardımlaşma ve hakedilmiş asalet duygularıyla yaşayan ve mâneviyat ve teknoloji anlamlarında bizden çok daha ileride olan canlılar ve asla distopik olmayan ortamlarını hayal ederim.


Mîmâri bir tasarım olarak atrium, öyle sanıyoruz ki Etrüsk kökenlidir. Etrüsk evlerinin çatılarında yağmur suyunun evin içerisine girmesini sağlayan açıklıklı bir bölge bulunurdu. Bu bölgenin tam altında evin orta yerinde açık bir bölme yer alırdı. Evin içerisinde yaşayan insanlar bu bölmede biriken yağmur suyunu temizlik ihtiyaçlarını karşılamak için kullanırlardı. Bu mîmârî tarz Etrüsk toplumundan daha sonraki zamanlarda Romalılar’a aktarılmıştır.




Atrium ayrıca zaman zaman ailenin toplumdaki statü ve saygınlığını gösterirdi. Eğer atrium duvarlarında tablolar, su muslukları ve pişmiş topraktan yapılma süs eşyaları varsa bu o ev ahalisinin zengin bir aile olduğunu belli ederdi. Tanrılara adaklar burada sunulur, dinsel merâsimler burada gerçekleştirilirdi. Atrium ayrıca su ve havanın Etrüsk kozmolojisindeki önemini simgelerdi.
Bugün kullandığımız atrium kelimesinin kökeni olabilecek Etrüskçe kelimeyi bilmiyoruz. Kelimenin kökeni hakkında çeşitli teoriler olsa da, biz daha çok Hint-Avrupa kökenli olduğu görüşündeyiz. Olası Etrüskçe köken kelimelere baktığımızda, bir teori kelimenin bir Etrüsk şehri olan Atria / Adria’dan gelmiş olabileceği yönündedir. Bu Etrüsk şehri atrium mîmârî tarzının büyük ihtimalle doğmuş olduğu yerdir. Bu iddianın sahibi, Tepeliklerde Doğan bir Şehir adlı bir önceki yazımızda da bahsetmiş olduğumuz Romalı bilgin Varro’dur. Romalı mîmar Vitruvius, Etrüsklerle ilişkilendirilen atrium tuscanicum adlı bir mîmârî tarzın tarifini yapmıştır. Bu ifadenin kendisi bile Romalılar’ın Etrüskler’i adlandırma tarzından türemiştir. Bu adlandırma tusci veya alternatif olarak etrusci şeklindeydi. Vitruvius’a göre, bu tarzdaki atrium, atriumu sağlamlaştırırken evin orta yerinde sütunlar kullanma eylemini tercih etmeyen Etrüskler’den gelmişti. Sütunların var olmaması, büyük oranda ahşap çatkı kullanımına dayanan ve geniş iç alanlara büyük önem veren Etrüsk inşaat tarzının açık bir göstergesidir. Burada bahsetmiş olduğumuz ünlü Romalılar kelimenin Etrüskçe/ Etrüsk kültüründe bir kökene sahip olduğunu iddia etmiş olsalar da ( bize göre bu durum son derece mantıklıdır ), salt etimolojik açıdan olaya bakarsak, kelimenin Hint-Avrupa dillerinde bir kökeni olması çok daha büyük bir ihtimaldir. Şu ana kadar çevirisi yapılamamış herhangi bir Etrüskçe metinde yer alabilme ihtimalini göz ardı edemesek de, bizim bildiğimiz herhangi açıkça kanıtlanabilmiş Etrüskçe kök bir kelime bulunmamaktadır. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere, Etrüsk ve erken Roma atriumlarında, compluvium adı verilen çatı açıklığından giren yağmur suyunu toplayan impluvium adlı küçük boyutlarda bir havuz vardı. Bu havuzun yakın civarında evin tam orta yerinde sürekli halde bir ateş yanar, bu atrium duvar ve tavanlarını dâîmi bir şekilde karartırdı. Bundan dolayı, kelimenin Latince’de siyah anlamına gelen ater’den türediğini düşünmek son derece mantıklı olabilir. Ater Latince’de gelecekte olabilecek bir uğursuzluğu belirtirken, niger sadece renkler bağlamında siyah demekti. Daha ötesinde de Latince ater kelimesi ayrıca koyu, siyah veya kasvetli anlamlarına gelen Ön-İtalik atro- kökünden türemişti.
Etrüsk ve Roma evlerindeki atriumlar insanların toplanması ve sosyalleşebilmesi amacıyla ideal yerler oldukları için, bu durum anatomide insan kalbinin Türkçe’de kulakçık olarak adlandırdığımız iki üst odacığının İngilizce adlandırımında da esin kaynağı olmuştur. Nasıl ki antik atriumlar insanların toplanması için ev sahipliği yapmışlarsa, kalpteki bu odacıklar, kanın kalbin iç kısımlarına ulaşıp temizlenmesinden önce ve temizlendikten sonraki aşamada kalbi terkedip vücuda pompalanmasından önce, kana bir nevi ev sahipliği yaparlar.

Aşağı yukarı MÖ 1000-700 tarihleri arasında yaşanmış olan Villanova kültürü döneminde, insanlar tek bir merkezî odaya sahip olan evler inşa ederlerdi. Evin tam ortasına yerleştirilmiş bir ocak bulunur, bu da ocağın Villanova devrindeki kulübelerde yaşayan aileler için hayatın merkezi olduğu anlamına gelirdi. Bu en erken döneme ait Etrüsk evlerinin bir yansımasını da ölü yakma sürecinde kullanılan kül kavanozlarında görebiliyoruz. Bu kül kavanozları Villanova devrindeki konutları birebir yansıtmakla kalmaz, ayrıca ölmüş olan bireyin toplumdaki yerini de belli ederlerdi. Villanova ve erken Etrüsk inancına göre, ölüm bir insan için hayatın sonu değildi ve kül kavanozu ölmüş olan bireyin yeni eviydi artık. Ölmüş olan birey yakıldıktan sonra külleri bu kavanoza konurdu. Bu en erken İlkil-Etrüsk döneminin konut tasarımı sonraki Etrüsk konutlarında kendini atrium olarak göstermiş ve daha sonra Romalılar’ın konut tasarımlarına da girmiştir. O zamandan beri de atriumlar yaptığımız binalarda işlevsellik ve estetikleriyle vazgeçilmez bir unsur olagelmektedirler.



Bir Cevap Yazın